VAN GOGH-Ren Nehrinde Yıldızlı Bir Gece Tablosu-1888

Hakkımda

Biz Hasan Ali Yücel İlköğretim Okulunda okuyan dört kişilik bir öğrenci grubuyuz. Görsel Sanatlar Dersinde aldığımız projenin gereği olarak bu web günlüğünü oluşturduk.Projemizin adı 'Gece Gökyüzünde Yıldızlar' Amacımız empresyonizmi anlamak ve bu ekole uygun bir çalışmanın aşamalarının neler olması gerektiği hakkında bilgi toplamak, uygun örnekleri sergilemek , bu konuda bilgi paylaşımı sağlamak ve sonunda konuyla ilgili özgün bir ürün ortaya çıkarabilmektir.

14 Haziran 2011 Salı

İZLENİMCİ TÜRK RESSAMLARLA-BATI RESSAMLARININ ÇALIŞMALARINDA Kİ BENZERLİK VE FARKLILIKLAR

  İzlenimcilik akımı 19. yüzyılın son çeyreğinde Fransa’da zirveye ulaşmıştı. Akımın ortaya çıkmasında ve gelişmesinde Sanayi Devrimi çok büyük bir etkendir. İlk zamanlar eleştirmenler tarafından tepkiyle karşılanan bu akım Manet, Degas, Monet gibi sanatçıların büyük katkılarıyla uygulanmış ve kabul görmüştü. Akımın Türk resim sanatında yankılarını bulması kırk yıl kadar sonra olmuştur. Bu kırk yıllık gecikme Türk resmi için doğal bir süreçti; çünkü Batı resmi izlenimcilik öncesi Rönesans’ı yaşamış, resimle ilgili problemleri çözme yoluna çoktan girmişti. Batı resminde bu gibi önemli gelişmeler yaşanırken Türk resminde pentür anlamında resim ancak 19. Yüzyılda görülmeye başlanır. Bu nedenledir ki Türk resmi batı resminin çözüme ulaştırmış olduğu pek çok problemle yeni tanışmış ve bu problemleri kendi resminde çözmek zorunda kalmıştır. 20. yüzyıl Türk ressamları bu problemleri kısmen çözebilmiş, resimde nesnelliğe yönelmişleridir. Fakat Türk ressamlar tarafından uygulanan bu nesnellik Batı resminin yansımalarıdır. Gelişen sürecin sonunda Türk resminde İzlenimcilik eğilimleri ağır basmaya başlar. Batı resminde İzlenimcilik sosyal ve ekonomik koşulların değiştiği bir dönemde ortaya çıkmıştı. Türk resminde İzlenimcilik Batı’da olduğu gibi sosyal ve ekonomik koşulların değiştiği, ulus olma bilincinin yaygınlaştığı bir dönemde ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Fransız İzlenimciliği ve Türk İzlenimciliği çıkış kaynağı itibariyle önemli benzerlikler gösterir. Batıda 19. yüzyılda görülmeye başlanan İzlenimcilik, ülkemizde 20. yüzyılda görülmeye başlanır. Ünlü Ressam Halil Dikmen bu dönemi “Tam zamanında gelmiş, resmimize taze ve çok daha serbest bir hava getirmiştir” diye tanımlamaktadır.
Türk resim sanatına İzlenimcilik sistemli bir şekilde Çallı Kuşağı ile girmiştir. Ancak bu kuşak öncesinde resimlerinde İzlenimci teknik ve konuların izleri görülen iki asker ressam vardır. Bunlar; Halil Paşa ve Hoca Ali Rıza’dır. Bu ressamlar geleceğe dönük İzlenimciliğin ülkemizdeki öncüleri olarak kabul edilebilir. Halil Paşa Paris’te Gerome’un atölyesinde çalışmış, batı resmini yakından etüt etme imkânını bulmuştur. Sanatçı özellikle batı izlenimciliğine yakın bir biçemde önemli çalışmalar yapmıştır. Celal Esat Arseven, Halil Paşa için; “İzlenimci teknik ile resim yapan ilk Türk ressamıdır. Özellikle boğazdaki yalıların denize yansımalarını; Maltepe ve Bostancı sahillerinin güneşli kayalıklarını resmetmekte gösterdiği kudret takdire şayandır ifadesini kullanmıştır. Hoca Ali Rıza ise hiç yurtdışında bulunmamış, Manet gibi doğayı en büyük hoca kabul etmiştir. Sanatçı İstanbul’un pek çok köşesini resmetmiş, “Gölgeler de renktir” prensibini uygulamıştır.
Batılı İzlenimcilerin temel problemlerinden bir tanesi ışıktır. Batılı İzlenimci ressamlar nesnelerin gerçek renginin olmadığını, nesnelerin renklerinin ışığa göre değiştiğini biliyorlardı. Türk İzlenimci ressamlar da ışığın doğru etkisinin ancak açık havada yapılan çalışmayla verilebileceğinin bilincindeydiler. Örneğin İbrahim Çallı, resimlerinde açık ve net ışık kullanır, nesneleri belirsizleştirmez ve bölmez izleyicide resmin açık havada yapıldığı izlenimi bırakan ışığı kullanmayı tercih ederdi. Nazmi Ziya Güran’ın ışığı ise Fransız İzlenimcilere benzer bir ışıktı. Sanatçı resimlerine güneşin her an değişebilen etkilerini yansıtmak istemiş, bütün resimlerinde güneş ışığını egemen hale getirmiştir. Kuşağın deniz ve denizle ilgili temalarını işleyen sanatçısı Hikmet Onat resimlerinde hep aynı yönden gelen ışık kullanır. Sanatçının ışığı bu şekilde kullanımı eserlerinin birbirine benzemesine neden olurken aynı zamanda izleyicide resimlerini atölyede yaptığı izlenimini uyandırır. Namık İsmail’in resimlerinde ışık çeşitlilik gösterir. Sanatçı bazı eserlerinde parlak ışık kullanırken bazı eserlerinde gölgeli alandaki ışık titreşimine ağırlık vermiştir. Kalın boya kullanması nedeniyle de çoğu eserinde saydamlık kaybolmuştur.
Çallı Kuşağı sanatçıları batı izlenimcilerin renk konusunda gösterdikleri hassasiyete sadık kalmışlardır. Türk izlenimcileri sıcak-soğuk renk kontrastlarından faydalanarak hacim ve derinlik etkisi ortaya çıkarmaya çalışmışlardır. Batılı izlenimcilerden farklı olarak lokal renkler kullanmışlar, nesnelerin doğal rengine sadık kalmışlardır.
İbrahim Çallı renk konusunda izlenimci ilkelere sadık kalmaya gayret göstermiştir. Yapıtlarını sıcak-soğuk renk zıtlıklarından faydalanarak oluşturmuştur. Kuşağın portre konusunda öne çıkan sanatçısı Feyhaman Duran; izlenimcilerin paletini kullanmış, sıcak ve saf renkleri tercih etmiştir. Natürmortlarında ve nü resimlerinde Renoir’i anımsatan sıcak renklere rastlanır. Hikmet Onat ise, geniş ve büklümlü bir fırça kullanmayı tercih etmiş, renkçi tutumuna karşın paletinde siyaha ve kahverengiye yer vermekten kaçınmamıştır. Ayrıca Hikmet Onat, derinlik ve hacim etkisini vermek için sıcak-soğuk renk kontrastlarını kullanmış, rengini oluşturmak için tuşlardan ya da dinamik fırça darbelerinden yararlanmıştır. Yapıtlarını oluştururken batı izlenimciliğinden hareket eden Nazmi Ziya renkte parlaklığı tercih etmiştir. Avni Lifij ise ruh halini yansıtan eserlerinde kahverengi ve kırmızı arasındaki renk skalasından faydalanmıştır.
Doğaya yönelmiş olan izlenimci ressamlar, doğadaki değişimi vurgulamak isterler ve yapıtlarını bu yönde oluştururlar. Çallı doğadaki değişimi ışık ve renklerle vurgulamıştır. Nazmi Ziya ve Feyhaman Duran ise değişime en fazla önem veren ressamlardandır. Aynı mekânı pek çok kez resimlemişlerdir. Nazmi Ziya ve Feyhaman Duran’nın bu tutumu dizi resimler yapan Manet ile benzeşmektedir. Hikmet Onat sürekli olarak günün belli saatlerini çalışmış, kullandığı ışık ve renk değişim göstermemiştir. Namık İsmail’de ise zamanın fazla değişmediği dikkat çeker. 

9 Haziran 2011 Perşembe

EMPRESYONİST RESSAMLARIN RESİMLERİNDEKİ ORTAK NOKTALAR

       Empresyonizm de  temel ilke, ressamın konuya önem vermeksizin çalışmasıdır. Empresyonist ressamlar, çoğunlukla büyük şehir, kırlık yer, deniz kıyısı manzaralarını yapmışlardır. Bu resim tarzında esas tabiatın kendinin değil, tabiattan alınan izlenimlerin verilmesidir. Açık havaya, kırlık yerlere çıkan ressamlar, tabiattan aldıkları izlenimleri, küçük, hafif fırça vuruşlarıyla renklendirerek tuvallerine geçiriyorlardı. Resme bakanın gözünde, bu tek tek renk parçacıkları birleşiyor,bir bütünü,bir izlenimi oluşturuyordu.
        Empresyonizm, önceki dönemde sanatın tabiattan bir yansıma olması, tabiatı olduğu gibi vermesi tutumuna karşı cesur bir devrim niteliğindeydi. Renkler, ressamların kendi duygularının, görüşlerinin sonuçlarıydı. Tabiattan aldıkları izlenimlere iç dünyalarının katkısıyla belirleniyordu.
       Resimlerin acık havada yapılmakta  olmasından dolayı çabuk çalışmanın gereğiyle detaya önem verilmemiştir. Perspektif renk tonlarıyla uygulanmaktadır. Açık yani prizmatik renkler kullanılmakta, tablolarda fırça darbeleri rahatlıkla izlenebilmektedir.

İZLENİMCİLİK( EMPRESYONİZM) EKOLÜNE UYGUN BİR ÇALIŞMANIN AŞAMALARI NASIL OLMALIDIR?



İzlenimciliğin özellikleri

1. Akımın en önemli özelliği bir izlenimin uyardığı duyguyu ifade etmesidir.

2. Bu akımda yazar ya da ressam, doğrudan doğruya gördüğü gerçeği değil de, gördüklerinin ve izlediklerinin kendisi üzerinde bıraktığı izlenimi ve duyumu esas alır.

3. Dış aleme, ondaki varlıklara ve nesnelere karşı ilgisizdirler.

4. Edebiyatta, resimde, müzikte okuyucunun, seyircinin, dinleyicinin eserle karşı karşıya gelir gelmez edineceği izlenim bu akımın tatlı, yumuşak, kucaklayıcı, canlı teması olmuştur.

5. Empresyonist sanatçının anlattığı dış dünya değil, dış dünyadaki varlıkların hayâle bürünmüş izlenimleridir.

6. Empresyonistler, etkici ve duygucudurlar. Zaten empresyon, etki – duygu anlamındadır.

7. Empresyonizm, esas olarak ve her şeyden önce özgürlüğün simgesidir, sembolüdür.

8. Hayale ve soyut betimlemelere yer verilmiştir.

9. Her şey sanatçının duyumuna bağlı olarak anlatılır.

10. Objenin kişi üzerindeki izlenimleri önemli olduğu için realizmin karşıtıdır.

11. Sanatçılar eserlerinde kendi iç dünyalarını dile getirmişlerdir.

EMPRESYONİZM İLE İLGİLİ VİDEOLAR

Loading...